17 AĞUSTOS DEPREMİ SONRASI SAPANCA

Marmara Depremi’nin 14’ncü yılında o yıllarda Sapanca’nın durumunu gösteren fotoğrafları sizler için bir araya getirdik.

Fotoğraflar için Zafer Tokuş, Necdet Memigüven ve internetten edindiğimiz ve adını bilmediğimiz fotoğraf sahiplerine emekleri için teşekkür ederiz. Fotoğraflara galerimizden ulaşabilirsiniz…

Cemal Karaağaç'ın o günleri anlatan yazısı:

Yüzünü Görüyorum, Seni Göremiyorum...

Şimdi uzak bir ülkedesin.Varamayacağım.Ama bu sabah çiçekler biriktiriyorum 

sana.Gün ilerlesin,sokaklarına serpeceğim onları kentimin.Senden bir bakış iliştireceğim yakama.Kimseler görmeyecek.Olsun.

İlerleyen zamanın,bu sabahın serinliğini ne kadar muhteşem kıldığını sana sadece sözcüklerle anlatabilirim.Ama anımsayacaksın sözcüklerin beni kanattığını.Buna güleceksin.Onmaz yaralar belleğimde! ...Ne kadar kötü bu sabahı seninle paylaşamamak.İnanıyorum,bir gün 'yok zamanda' sana anlatacağım bu sabahın durağanlığını. 

İşte sabahın griliğinde ışıkları hiç yanmamış sokaklar ışığa boğulacaklar az sonra. Hayalet evler uzunca bir süre gizleyecek ama gün ışığını.Derin gölgelerini büyütecekler adımlarımın.Şimdi,beynimin sıkışmış zembereğini gözlerinin anısı açacak.Eğri gölgelerinde terkedilmiş evlerin,duyarsızlığın şen şakrak nehir kahkahaları akacak akacak akacak....Burada,orada,fayda kekre bir sarsıntının dalgınlığı oturacak yaşamımızın iyimser vadilerine.

Bakıyorsun.Çatlamış,yaşamımıza çok büyük bir gedik açmış 6 katlı bir binanın kırık dökük penceresinden.Yüzünü görüyorum,gözlerini göremiyorum.... 

Bakıyorsun.Bosna Caddesi'nde bulduğum,kan bulaşmış Hayat Bilgisi Kitabı'nın sayfaları arasından.Yüzünü görüyorum,saçlarını göremiyorum.... 

Bakıyorsun.Sessizliğe bırakılmış sokaklarımızın dehlizlerine açılan patlamış bir duvarın önünde.Yüzünü görüyorum,dudaklarını göremiyorum.... 

Bakıyorsun.Yüzünü görüyorum,seni göremiyorum. 

O sabah artık, güneşin ışığını biriktirmiyordu saçların.Gözlerine,ağzına beton bulaştırmıştı statik hesapların kasapları.Bir sarsıntı oluşturmuşlar, yaşamın rengini apansız hüzünle betimlemişlerdi.Kumral saçların, kum cangılının kumkumasındaydı...Ağır bir vinç,gök ülkesinin som maviliğini gizliyordu ki gövdene yayılmış bir betonu kaldırdığında, önce kolunun sonra parmaklarının belli belirsiz salınımı gün ışığına döndü yaşamın... 

Bakıyordum.Yüzünü göremiyordum.